16 Temmuz 2012 Pazartesi

pre-homesick post-lonely

Bazi seylerden emin degilim. Hangi sacin bana daha cok yakistigindan, en sevdigim yemekten, hangi erkek tipini begendigimden hangi muzik turunun favorim olduguna kadar anket skalasinin her noktasinda amatorce davranislar sergiliyorum. Yalniz bildim bileli karsimdaki insani degistirmeye calistigim. Sanki bana asik olunca hop diye degisecek o adam. Olmayor oyle iste. Bardan mi buldun onu? Sensiz bara gittiginde etrafa bakacaktir (seni de oyle bulmustur hani hani).  Arkadasinin arkadasi mi? (Senden sonra/sen varken arkadaslarin arkadaslarina goz dikme ihtimalinin aya kadar yolu var), kosesinde cekingen, kendi halindeyken mi begendin, e o zaman sen de kahraman olup gunu kurtarmasini beklemiceksin cunku sadece peter parker adli efendi cocuk yari zamanli olarak spiderman olabilmektedir. Simdi adini unuttugum bir teori var, yada hipotez diyelim. Iliskinin basinda sizi karsinizdaki insanin hangi ozelligi cezbediyorsa zamanla nefret ettiginiz sey o oluyormus. Misal, “olm cocuk super herkes tanio mukemmel eglenceli her gece bi yerde” dediginiz insani 6 ay sonra “bi gece de kir kicini otur be biktim senin gece hayatindan” diye azarlayabiliyorsunuz. Yada is ahlakina ve genc yastaki basarisina hayran kalip icine dustugunuz kucuk bey geceyi sizinle gecirmek yerine laptop basinda is takip edip sabah toplanti icin erkenden uzuyorsa evden bilin ki arastirmaya data olmak uzeresiniz.

Diyecegim o ki, alismak sevmekten daha zor geliyor bazen. “Ben seni oldugun gibi seviyorum” dedigim kimseyi daha bulamadim ben hayatimda. O yuzden emin degilim bircok seyden. Kimilerini bazilarina gore daha cok, daha kolay seviyoruz, kabul. Ama yine de yine de yine de zor iste. Dolayisiyla ben bir aya yakindir iliskiler ve karakterler uzerine cok dusunmuyorum. Dusunmeye basladigim zaman kendime yapmam gereken is listesini hatirlatip kendi icimde felsefik tartismalara girmenin gereksizliginden dem vuruyorum. Ne yapiyorum? Sevdigim insanlarla tabana kuvvet geziyorum. Ne yapiyorum? Hirslaniyorum. Cunku duygusal hezeyanlar cokuntume sebep olurken kariyerim icin hirslanmak, yeni yerler gorecek olup yeni bir ortama girecek olmanin heyecaniyla yapacaklarimi halletmek isime geliyor. Hazirlaniyorum. Bos zamanlarimda Lonely Planet’in Isvicre rehberini okuyorum, notlar aliyorum; vizemin pesinden kosturuyorum, her canim sikildiginda 50 mekik cekiyorum (manevi sikintilari fiziksel performansa dokmek de ne kadar amerikan dimi). Zaten ucuncu kez yeni bir ortama girip kendi basima mucadele verecek olmanin korkusu icindeyim, yalan degil. Okulda kendini kanitla, yeni arkadaslar edin (gulumseye calis), calis calis calis… bunlar yeni degil ama hala ayaklarimin geri geri gittigi anlar oluyor. Sonra dusunuyorum ben su an 25 yasinda, cok kere kalbi kirilmis olsa da catlaklarin ustunden atlayarak dereceyle okulunu bitirmis, kendi imkanlariyla Avrupa’nin neredeyse tamamini gezmis (yetmez ama evet), ustune dunyanin en iyi okullarindan birinde yine dereceyle yuksek lisansini tamamlamis ve senede dunyada dort kisiye verilen burslardan birini alarak doktoraya baslayacak insanim. Bu yuzden ki (sanirim) calisarak her seyin olabilecegine inaniyorum (ki yanlis), ucu sonu olmayan hayaller kuruyorum. Halbuki hepimiz kendi uzerimize calissak belki samanlik… 

Neyse, dedim ya, hic emin degilim.


I think I figured out the most important thing, and I don’t want to make this sound negative, at all, but in the best way possible, I fricking give up. I give up. You can’t try to make your life perfect, I’m just trying to have a good time, just trying to appreciate the things that I have around me.. I give up on the “dream” dream, I think every life’s all a dream.. it’s all wonderful… and terrible, and I give up, in the nicest way.”  Fiona Apple 



2 yorum:

yakup dedi ki...

ben de isviçrede doktora yapmak istiyorum, işiniz olmadıgı bir zaman size birkaç soru sormak için mail atabilir miyim

Npuella dedi ki...

malesef bu yorumu simdi gordum, hala sorulariniz varsa niveuspuella@gmail.com'a email atabilirsiniz.