Gunler hem yavas, hem hizli. Insanlar hem garip, hem cok
alisildik. Uc tane yuz gordum dun; en net hatirladigim onlar. Biri uzaktan goz
kirpti, basimi azicik one egerek selam verdim. Ona ayirdigim uc saniyesi
bittiginde cikardim hayatimdan. Ta ki gece ilginc bir mesaj atana kadar.
Baktim, baktim, baktim. Bisey demedim. Zaten mesajini bekledigim insan o
degildi. Yataga yatip gozlerimi tavana diktim. Gozleri acik da hayal kurabilen
bir insanim cok sukur. Dakikalar uzadikca uzadi, karanlik koyulasti.
Karanliktan bir el sarildi belime. Baska bir yuz. Onu da beklemiyordum, hatta
hic ama hic istemiyordum gormeyi. Gulumsedi, gozleri kocaman. Cok anlamsiz
geldi. Opmek istedi, ne munasebet. Gomlegimin dugmelerini kapamaya calisti,
hangi curetle? Elimin tersiyle iterken bilegimi burktum. Hep oyle zaten. Kimi
iteklemeye calissam kendime zarar vermeden yapamam bunu.
Dusunmek istemedim. Saga dogru kivrildim yatakta. Butun gece
disarda usuyen ben degilmisim gibi sikintidan sicak basti icimi. Sonra bir
mesaj daha geldi. Cik. Yine ondan degil. Bir mesaj daha, bir mesaj daha… Iki
akbabanin gittikce bana dogru yaklastigini hissettim. Sag elimle birini sol
elimle digerini kendimden uzaklastiracak sekilde ittim. Bekledim. Diger
mesajlari okumadim. Benim okurken utandigim mesajlari yazan insanlarin gozumun icine
bakabilecek kadar cesaretli ve disardan oldukca efendi gorunecek kadar iyi
birer oyuncu olduklarini icime sindiremedim. Sonra pitpitpit. Bir suru kelime
daha geldi, bu sefer gormek istedigim yuzden. Lakin birini gormek istemek,
dediklerini dinlemeyi veya soylediklerine inanmayi beraberinde getirmiyor.
Istedigim sadece bir “guvendeyim” sinyaliydi. Iyi dedim. Sen iyiysen, sorun
yok. Gozlerimi kapattim. Hayallerimi cope attim.



