27 Mayıs 2012 Pazar

lay bare

Gunler hem yavas, hem hizli. Insanlar hem garip, hem cok alisildik. Uc tane yuz gordum dun; en net hatirladigim onlar. Biri uzaktan goz kirpti, basimi azicik one egerek selam verdim. Ona ayirdigim uc saniyesi bittiginde cikardim hayatimdan. Ta ki gece ilginc bir mesaj atana kadar. Baktim, baktim, baktim. Bisey demedim. Zaten mesajini bekledigim insan o degildi. Yataga yatip gozlerimi tavana diktim. Gozleri acik da hayal kurabilen bir insanim cok sukur. Dakikalar uzadikca uzadi, karanlik koyulasti. Karanliktan bir el sarildi belime. Baska bir yuz. Onu da beklemiyordum, hatta hic ama hic istemiyordum gormeyi. Gulumsedi, gozleri kocaman. Cok anlamsiz geldi. Opmek istedi, ne munasebet. Gomlegimin dugmelerini kapamaya calisti, hangi curetle? Elimin tersiyle iterken bilegimi burktum. Hep oyle zaten. Kimi iteklemeye calissam kendime zarar vermeden yapamam bunu.
Dusunmek istemedim. Saga dogru kivrildim yatakta. Butun gece disarda usuyen ben degilmisim gibi sikintidan sicak basti icimi. Sonra bir mesaj daha geldi. Cik. Yine ondan degil. Bir mesaj daha, bir mesaj daha… Iki akbabanin gittikce bana dogru yaklastigini hissettim. Sag elimle birini sol elimle digerini kendimden uzaklastiracak sekilde ittim. Bekledim. Diger mesajlari okumadim. Benim okurken utandigim mesajlari yazan insanlarin gozumun icine bakabilecek kadar cesaretli ve disardan oldukca efendi gorunecek kadar iyi birer oyuncu olduklarini icime sindiremedim. Sonra pitpitpit. Bir suru kelime daha geldi, bu sefer gormek istedigim yuzden. Lakin birini gormek istemek, dediklerini dinlemeyi veya soylediklerine inanmayi beraberinde getirmiyor. Istedigim sadece bir “guvendeyim” sinyaliydi. Iyi dedim. Sen iyiysen, sorun yok. Gozlerimi kapattim. Hayallerimi cope attim.

25 Mayıs 2012 Cuma

just askin'


Kizlar bu Ryan tipini neden begeniyor anlamiyorum ama tercih hakkimiz varsa soldakini alayim ben, yukardaki sizin olsun beybiler (Sigarayi hallederiz).

Brighter


muhtemelen 4 yildir falan ilk defa silgi kullandim bugun. cok ilginc bir sey. surtuyorsun, yazilar yok oluyor. plastik backspace. sonra kalem actim falan gece, baya guzelmis hissi, ozlemisim.

son haftalarin aksine keyfim gayet yerinde su an. sabah dinleme kismindan hayli batirmis olsam da A1 fransizca sinavima girdim, kismetse Pazartesi A2ye gectigimin guzel haberi gelecek. Sonra arkadasimla guzel bir oglen yemegi ustune homer ve robinson'da kitap bakmacalar, ustune galata'da kahve ve yagmurun azizligi derken Cuma'yi erken bitirdim. New Yorker ve yeni kitabim yatagimin basucunda, yorganin altina girip aylaklik yapacagim butun aksam. Yarin Soundgarden (tekrar melaba alkol), aksama sevgilimin Izmir'den donusu, Pazar da tiyatro festivalinden sectigimiz "Adam ve Oda" var. Haftaya yeni bir vize basvuru macerasi beni bekliyor tabi, 500 evrak istedikleri yetmiyormus gibi her birinin 3 kopyasini da istiyor canlarimin ici ama bozmuyorum moralimi. Su an tek dusundugum sey gunlerdir doyamadigim uykumla basbasa gecirecegim 12 saat, haftasonunda atilacak kahkahalar ve okudugum satirlar arasinda kaybolmak.

Hayat, canimi daha fazla sikma nolursun. Bak toparladim yine dagittiklarini. Bi sure boyle takilalim, olmaz mi?


12 Mayıs 2012 Cumartesi

c'est vrai

"Balık kadını sever. Otu boku sever. Insanları sever. Çiçeği böceği sever. Hayalleri sever. Düşünmeyi sever. Alkolü sever. Aşık olmayı sever. Aşkını sever. Biraz kassan seni de sever. Sonra bir gün oturup "hayatımı siktiler" diye isyan eder.. Kısacası salaklığı sever"

6 Mayıs 2012 Pazar

elephant vanishes

Kafka on the Shore'u okudugumda DC'ye yeni gitmis, bos evinde ne yapacagini bilemeden yerde oturan bir insandim. Tasiyabilecegim ilk iki esya bir abajur, iki yastikti. Telefon yok, tv yok, ne nerde bilmiyorum. Ev desen perde, ampul hicbirsey yok. Sokagin basindaki cafeden yiyecek birseyler paketlettirip eve geldigimde yastiklari duvara dayayip kucagima da kitapla yemegi alip sabah 4e kadar oturmustum oyle. Altini cizdiklerimi en zor zamanlarimda hala tekrar tekrar okuyorum. O gunler gectiyse, bunlar da gecer nasilsa.

"sometimes fate is like a small sandstorm that keeps changing directions. you change direction but the sandstorm chases you. you turn again, but the storm adjusts. over and over you play this out, like some ominous dance with death just before dawn. why? because this storm isn't something that blew in from far away, something that has nothing to do with you. this storm is you. something inside of you. so all you can do is give in to it, step right inside the storm, closing your eyes and plugging up your ears so the sand doesn't get in, and walk through it, step by step. there's no sun there, no moon, no direction, no sense of time. just fine white sand swirling up into the sky like pulverized bones. that's the kind of sandstorm you need to imagine.

and you really will have to make it through that violent, metaphysical, symbolic storm. no matter how metaphysical or symbolic it might be, make no mistake about it: it will cut through flesh like a thousand razor blades. people will bleed there, and you will bleed too. hot, red blood. you'll catch that blood in your hands, your own blood and the blood of others.

and once the storm is over you won't remember how you made it through, how you managed to survive. you won't even be sure, in fact, whether the storm is really over. but one thing is certain. when you come out of the storm you won't be the same person who walked in. that's what this storm's all about."


bu da bonus olsun.  

3 Mayıs 2012 Perşembe

I no longer hear the music*


“Umarım sevdigin kimse kalmaz etrafında bundan sonra. Sen yalnız olmayı hakediyosun.” Hayatimda bir tek sana beddua etmisim, sonra da unutmusum. Ne cok kizmistim sana sahi. Bir telefondu bekledigim. Iyiyim dicektin. Demedin. 5 ay sonra aradiginda sesini tanimadim, gulerek konustum. Simdi de ben gidiyorum. Bilmiyorsun gidecegimi. Bilsen… uzulursun. Affet beni demissin. Sen. “Affet beni.” Burnun dusse yerden almaz, seni ne kadar sevdigimi hic umursamazdin. Demistim sana herkes gittiginde ben kalirim diye. Ben sevgime sen yatirimina guvendin. Ben hakli ciktim. Simdi onun tadini bile cikaramiyorum. Aslinda her dedigine inaniyorum. Bi tek sen yalan soylemedin bana. Gerceklerin canimi acitti cok ama dogruyu soyledigin icin kaldim yaninda. Simdi ‘inanmasan da tek siginagimsin’ diyorsun. Biliyorum. Ben biliyordum zaten, bunu anlamayan sendin. Hakkin var, benim de sana son yaptigim insanlik disiydi. Oyle cok kiskandin, oyle cok nefret doldun ki kininden korktum. Haketmistin ama.

Artik hayatin eskisi kadar eglenceli degil. Cunku hayat araba, icki ve kizlardan ibaret degil. Yas aldin, buyudun, yoruldun. Hala sabah 7’de yatiyorsun, hala cok iciyorsun biliyorum. Senden aldigim kotu aliskanliklar da beni degistirdi. Gittiginin ertesi gun tasindigim sehir beni degistirdi. Geceyle gunduzu ayri yasar oldum. Senin biraktigin yerden devraldim bazi pis isleri. Kirdigini, dagitip sactim. Sonra tek tek topladim yerden. Sonunda birini cok sevdim, kendimi sevdirdim. Senin tam tersinde huzur buldum. Geldin huzurumu bozdun, duymak istedigim her seyi, yillardir bekledigim her kelimeyi soyledin, en yanlis zamanda, en yanlis sekilde. Opme istedim beni, anlamadin.

Affedicek birsey yok simdi aslinda. Ne zaman zor durumda olsan ben yine yaninda olurum. Sadece zor durumunun samimiyetine inanmam lazim. Gecmisimden tuttugum iki insandan birisin, gorussek yine cok guldurursun beni eminim. Yuzun hep gulsun isterim ama yanindaki boslugu dolduracak kisi ben degilim. Sana kizginligimin bu kadar az olmasi beni en cok sevindiren. Yarama bastigim insan iyi gelmis bana. Dilerim sen de bulursun boyle birini; seni gomuldugun yerden cikarip yeniden canlandiracak kisiyi.

Okumayacaksin bunlari ama ben soylemis oldum. Simdi icim daha rahat.

2 Mayıs 2012 Çarşamba

If you want to be happy, be.


Sabah ciktim mis gibi havada kalabaliga kalmadan solugu Fransiz Kultur’de aldim. Kitaplarimi aldim, kaydimi tamamladim. Taksim’le alakasi olmayan o kus civiltili, agacli bahcede oturup birseyler ictim cok sevdigim biriyle, muhabbet ettim. Ordan cikip son bir aydir yapmadigim olaganustu degisiklik olarak spora gittim. Olcumde tas gibi ciktigim icin havam binbesyuz su an. Cuma gunu yeni program icin icim pirpir. Spordan cikip kizlarla bulustum, leb-i-derya’da roze sezonunu actik. Toplamda uc saat gulmekten yuvarlandik, gunes batana kadar eglendik. Gonul ister ki butun yaz seyahat ederek, gulerek, eglenerek gecsin. Herkesin keyfi tam olsun. Olmaz mi?