31 Ocak 2014 Cuma

yollar bitmesin


Insan yazmadikca yazmiyor iste. bir de vakit ve birikim meselesi var. facebook var, twitter var, instagram var, tumblr var. her seye ekmek kirintisi gibi bir seyler yazinca bloga malzeme ve istek kalmiyor sanki. Sevdigim cogu blogger gecen senelerde tam bu sene girecegim yasta (27) blog yazmayi biraktigi icin onlara zamaninda cok kizmistim. Bir diziyi pat gibi bitirmek gibi bir sey. Tam en heyecanli yerinde sezon finalsiz bitiyor yazilar.


-->
Eh iste her konuda oldugu gibi elestirdigim durumun tam ortasina yerlesip bas kahramani oldum. Ama ne yazayim? Beni yazmaya iten genelde huzursuzluktur, ki allah bozmasin, huzurum tam bu aralar. Son alti aydir isler sandigimdan iyi gidiyor, toparlanmayi birak, sirtimi 90 derece aciyla diklestirip hallediyorum islerimi. Doktora zor, doktora cok zor. Bazen kufrediyorum, turkiye’de kralice olmak varken yurtdisinin rekabet ortamlarinda omur tuketiyorum diye ama ertesi gun paris balkonumda tramvay sesiyle beraber gelen kruvasan ve kahve kokusu burnuma carpinca yuzum guluyor bir anda. Saka maka, soylene soylene alistim fransiz kantonuma. Cok sukur iki tane de cok sevdigim arkadasim var, gunler onlarla guzel. Gerisi calismak, haftasonu kacislari ayarlamakla geciyor. Tabii bahari dort gozle bekliyorum, onumdeki konferanslari dusununce uykularim kaciyor, 5 gun arka arkaya gunes acmayinca somurtuyorum ama geciyor. Hah, her sey geciyor iste, en cok bunu anladim.
Sonra, annemlerden uzakta olmak ne kadar kalbimi kirsa da 'disarida' olmak bana iyi geliyor. Avrupa’nin cogu kosesine ucuz tren ve ucak biletleri, sokaklarda istedigin gibi, istedigini giyerek ozgurce dolanabilmek guzel. Sarap leziz ve ucuz. Peynirler muhtesem. En onemlisi de evimi cok seviyorum. Genis yatagimi, eskimis parkeleri, yasemin kokulu mumlarimi, antika calisma masami, sandalyenin ustune yigdigim kitaplarimi, gelen kartlari koydugum kutuyu;, yuksek tavanli, aydinlik ve genis mutfagimi hicbir seye degismem. Belki seneye burda olurum belki olmam diyerek daha da baglaniyorum etrafimdakilere.
Geriye donup baktigimda yine cok ozleyecegim yerlerden biri olacak burasi, o kesin. Ayni danimarka’daki odam gibi, georgetown’daki studyom gibi, karakoy’de her sabah ise gitmeden oturup kasarli-tost yerken cayimi karistirdigim bufe gibi.
O yuzden gitmeden, biraz daha buyumeden, simdi hazir tam-icindeyken, onume koydugum ve her sabah uyandigimda burun buruna geldigim karttaki gibi yasamaya bakiyorum “everything is funny…if you can laugh at it.”
Herkesin daha cok gulmesi dilegiyle.

Hiç yorum yok: