1 Kasım 2012 Perşembe

iki once



Sinifimdaki insanlarla hala yeni yeni tanisiyorum. Onlarla beraber oturmadigim gibi derslerden sonra hizla cikip baska bir derse yetismek zorunda oldugumdan kucuk muhabbetleri gecmiyor konusmalarim.

Bir kiz var, isvicreli oldugunu bildigim, kemik gozluk takan, kumral, kahkullu. Bence guzel bir kiz. Stil sahibi bir kere. Duzenli, caliskan. Guleryuzlu. Olmadigi gibi olmayan calisan insan havasindan uzak. Bohem giyenen bir tip, boynunda hep kat kat doladigi bir atki, elinde rengarenk kalemlerle altini ozenle cizip kenarlarina post-itlerle not aldigi makalelerini goruyorum genelde onumde oturdugu icin.

Her ay bir haftaya 5 kisi dusecek sekilde bir konuda makale yaziyoruz. Dis politika analizi diyelim. Ilk kim adini yazdirirsa internette ona gore bir siralama oluyor ve 20 kisi haftalara bolunuyor. Bu benim en kalabalik sinifim. Doktora siniflarim 12 kisilikken burada yuksek lisans ogrencileri de var. Sophie onlardan biri iste.

Ders cikisi, hava kararmis, kendimi bilgisayar labina atiyorum ki sorular email atilinca adimi yazip istedigim konuyu seceyim. Iki ay oldu, hala telefonum yok. Hala bir eksikligini hissediyorum acikcasi. Neyse, konu dagilmasin. Akilli bir telefonum olmadigi icin ders sonrasi bilgisayar basina geciyorum kucuk odada. 

Bir baktim sophie gelip oturdu yanimdaki bilgisayarin basina, yine elinden kolundan tasan canta, makale, palto ve meyve suyu ile. Yuzunde kocaman bir gulumseme. Bir gozumuz email sekmesinde konusmaya basladik. Buraya geldigim beri garip olan sey, benden kucukler beni yasiti gibi gordugu gibi benden buyukler de ayni sekilde bana yasitlarimdan ustun bir olgunluk gosterdigimi soyluyorlar.

Sorular soruyor bana. O sordukca gun boyunca insanlarla iletisim halinde oldugumda yuzume yapisan gulumsemem duzeliyor yavas yavas. Yorgunum bir kere. Dersler bitmis, aksam olmus, daha eve git yemek yap falan filan. Agzimdan “ozluyorum”, “sevdigim herkes uzakta” gibi seyler cikiyor miril miril. Ses tonum dusuk.

Gozleri kocaman olmus beni dinlerken gozleri doluyor bir anda Sophie’nin. Ben sormadan anlatmaya basliyor. Bir erkekarkadasi varmis, 4 senedir beraber oldugu. Biz beraber buyuduk, diyor. 22 yasinda daha. Her gunumu birlikte gecirdigim cocuk beni 1.5 ay once arayip “artik seni sevmiyorum” dedi.

Derin bir nefes aliyorum, geri veremiyorum.

Anlatmaya devam ediyor, bu sefer gozleri ellerine odaklanmis sekilde. “Biz bir takimdik sanki. Her konuda birbirimizin yanindaydik, ve simdi ben cok yalniz hissediyorum kendimi. Cok yalniz. Yuksek lisansa baslayamam sandim. Yapamayacagimi dusundum. Ama iste, burdayim.”

Kelimeler agzimda birikiyor. Agirlasiyorum. Tanimadigim bir insan, guldugunu gorup mutlu oldugunu dusundugum bir kiz cocugu, caresizliginden dert yaniyor, ve ben karsisinda oturuyorum oylece. 

Sonra birden kafasini kaldirip umut dolu gozlerle bana bakip “bu arada cuma gunu cadilar bayrami icin bir baska bir parti daha var gelmek ister misin?” diye soruyor. Birsey diyebilmenin sevinciyle “tabi olur, nerede” diyorum. O bana yeri tarif ederken, emaile dusuyor liste ve isimlerimizi yaziyoruz, farkli haftalara.

Geldigi gibi parca parca esyalarini kucagina toparlayip yuzunde gulumsemesiyle ayaga kalkiyor. “O zaman cuma gorusuruz :)”. Kafami onay anlaminda sallarken dusunce seline kapilip boguluyorum.


1 yorum:

Dilcun D. dedi ki...

Sophie'yi sevdim, birbirinize iyi bakin.