Sinifimdaki insanlarla hala yeni yeni tanisiyorum. Onlarla beraber
oturmadigim gibi derslerden sonra hizla cikip baska bir derse yetismek zorunda
oldugumdan kucuk muhabbetleri gecmiyor konusmalarim.
Bir kiz var, isvicreli oldugunu bildigim, kemik gozluk takan,
kumral, kahkullu. Bence guzel bir kiz. Stil sahibi bir kere. Duzenli, caliskan.
Guleryuzlu. Olmadigi gibi olmayan calisan insan havasindan uzak. Bohem giyenen
bir tip, boynunda hep kat kat doladigi bir atki, elinde rengarenk kalemlerle
altini ozenle cizip kenarlarina post-itlerle not aldigi makalelerini goruyorum
genelde onumde oturdugu icin.
Her ay bir haftaya 5 kisi dusecek sekilde bir konuda makale
yaziyoruz. Dis politika analizi diyelim. Ilk kim adini yazdirirsa internette
ona gore bir siralama oluyor ve 20 kisi haftalara bolunuyor. Bu benim en
kalabalik sinifim. Doktora siniflarim 12 kisilikken burada yuksek lisans
ogrencileri de var. Sophie onlardan biri iste.
Ders cikisi, hava kararmis, kendimi bilgisayar labina atiyorum ki
sorular email atilinca adimi yazip istedigim konuyu seceyim. Iki ay oldu, hala
telefonum yok. Hala bir eksikligini hissediyorum acikcasi. Neyse, konu
dagilmasin. Akilli bir telefonum olmadigi icin ders sonrasi bilgisayar basina
geciyorum kucuk odada.
Bir baktim sophie gelip oturdu yanimdaki bilgisayarin basina, yine elinden kolundan
tasan canta, makale, palto ve meyve suyu ile. Yuzunde kocaman bir gulumseme.
Bir gozumuz email sekmesinde konusmaya basladik. Buraya geldigim beri garip
olan sey, benden kucukler beni yasiti gibi gordugu gibi benden buyukler de ayni
sekilde bana yasitlarimdan ustun bir olgunluk gosterdigimi soyluyorlar.
Sorular soruyor bana. O sordukca gun boyunca insanlarla iletisim
halinde oldugumda yuzume yapisan gulumsemem duzeliyor yavas yavas. Yorgunum bir
kere. Dersler bitmis, aksam olmus, daha eve git yemek yap falan filan. Agzimdan
“ozluyorum”, “sevdigim herkes uzakta” gibi seyler cikiyor miril miril. Ses
tonum dusuk.
Gozleri kocaman olmus beni dinlerken gozleri doluyor bir anda
Sophie’nin. Ben sormadan anlatmaya basliyor. Bir erkekarkadasi varmis, 4
senedir beraber oldugu. Biz beraber buyuduk, diyor. 22 yasinda daha. Her gunumu
birlikte gecirdigim cocuk beni 1.5 ay once arayip “artik seni sevmiyorum” dedi.
Derin bir nefes aliyorum, geri veremiyorum.
Anlatmaya devam ediyor, bu sefer gozleri ellerine odaklanmis
sekilde. “Biz bir takimdik sanki. Her konuda birbirimizin yanindaydik, ve simdi
ben cok yalniz hissediyorum kendimi. Cok yalniz. Yuksek lisansa baslayamam
sandim. Yapamayacagimi dusundum. Ama iste, burdayim.”
Kelimeler agzimda birikiyor. Agirlasiyorum. Tanimadigim bir insan,
guldugunu gorup mutlu oldugunu dusundugum bir kiz cocugu, caresizliginden dert
yaniyor, ve ben karsisinda oturuyorum oylece.
Sonra birden kafasini kaldirip
umut dolu gozlerle bana bakip “bu arada cuma gunu cadilar bayrami icin bir
baska bir parti daha var gelmek ister misin?” diye soruyor. Birsey diyebilmenin
sevinciyle “tabi olur, nerede” diyorum. O bana yeri tarif ederken, emaile dusuyor
liste ve isimlerimizi yaziyoruz, farkli haftalara.
Geldigi gibi parca parca esyalarini kucagina toparlayip yuzunde
gulumsemesiyle ayaga kalkiyor. “O zaman cuma gorusuruz :)”. Kafami onay
anlaminda sallarken dusunce seline kapilip boguluyorum.
1 yorum:
Sophie'yi sevdim, birbirinize iyi bakin.
Yorum Gönder