Yazarimizin yazilari Cenevre'deki UFAK bir baglanti sikintisi nedeniyle bir gun sonra yayimlanmaktadir.
Buraya geleli tam bir hafta olmus. Dun muydu yoksa bir ay
once miydi bilmiyorum ama bir hafta cok garip bir zaman dilimi. Ya dun
gelmisimdir yada aylar once, bence oyle yani.
Bir cuma aksami tek basima evde oturup onu bunu dusunurken
gelen mesajla irkildim. Artik yavas yavas bir parcasi oldugum fransizca
sinifimdan bir cocuk “herkes burada sen neredesin” temali mesajinda gelmemi
soyleyip bulunduklari yerin adini yazmis: all we need is love. Dolunayin sakasi
herhalde diye dusundum, seni gidi ironik toparlak. Yarin gorusuruz diye
gecistirdim, cayimdan bir yudum alip ironimi yuttum. I have all but love. Burasi da benim acacagim mekanin adi olur
belki.
Cenevre’deki yeni dogmus hayatima gelince: Fransizca
derslerine gozlerim kapali girip karnim ac olarak cikiyorum. Kahvesiz bir dunya
istemiyorum ve oldukca duygusal anlar yasiyorum. Bu anlar butun gunumu kapsiyor
genelde. Genel olarak yagmur yagarken camdan bakip, yine yagmur yagarken elele
kosturup bir cafeye siginan ciftleri kesip, sonra yagmur yagarken islanmasina
aldirmadan kemanini calmaya devam eden adami hayranlikla seyrederken yagmuru
izliyorum. Evet bu haftanin guzel bir ozeti oldu sanirim. Fon muzigi olarak da
ver Yann Tiersen’i sonra kendi filmini yarat. Kestik!
Evime alisamadim daha ama oldukca seviyorum kendisini. Bir
de kedim olsa tam olurdu aslinda, eger burada is bulursam ilerde bir tane
edinmeyi planliyorum. Yalniz yasayacaksam en azindan bir kedim olsun degil mi?
Kahve, yagmur, kedi ve akademi, her seferinde kliseye bulasmasam olmaz zaten,
olunca da tam olsun. Napalim.
Bavullarimi acmadim daha, bir haftadir toplamda 5 “parcayi”
farkli kombinleyerek giyiyorum. Dun yanimda oturan alman-cinli melez hatun
‘stilini cok begeniyorum’ dediginde neden sasirip cevap veremedigimi anlarsiniz
sanirim. Neyse ki ders basladi sonra da ustume basima bakmayi kestim (bu arada
bazi melezler de ne guzel oluyor arkadas, vay anasini).
Daha tespit yapacak kadar cok gezmedim, hatta neredeyse hic
gezdim. Guzel peynirler yedim, yogurt seklini begendim, neler ucuz neler
pahalli ona baktim, fransizca cumle kurmaya calisirken bol bol hata verdim,
dilleri birbirine boca ettim, ingilize merci, fransiza merhaba, turk’e je suis
turc diyerek haftayi tamamladim.
Onumde uzun bir yol var. Kendimi kotu degil ama yalniz hissediyorum. Ozellikle geceleri. Guzel bir gun
gecirmis olsam dahi, yataga yattigimda mutlaka bir-iki damla gozyasi dokup bol
bol dusunuyorum. Yine de ne kadar sansli oldugumun farkindayim. Evinde
internetsiz biri olarak gun asiri solugu starbucks’ta aldigimda hemen her gun
sevdigim insanlardan mailler goruyorum, okurken gulumsuyorum, yeni
baslangiclarina seviniyor, sikintilarini dert ediniyorum. Ozledigim insanlara
uzun uzun yaziyorum ve bu bana cok iyi geliyor.
Internet ve telefonun yoklugunda elime ne gecerse okumam da
cabasi. Brevnik dosyasini, Norvec’teki secimleri, Etiyopya’nin gelecegini,
Japonya ve Cin arasindaki adalar savasini, Glasgow insanin ulkenin geri
kalanina gore neden erken öldükleri
hakkinda konusabiliriz. Hatta the economist’teki is ilanlarini bile
tartisabiliriz, o derece diyorum.
Simdilik bu kadar
sanirim. Kafami topladigim yerden Midilli notlarina da devam edicem elbet ama
simdi erken yatayim ki yarin gole degecek kadar yakinlasan bulutlari gormek
icin sabahin korunde kalkabileyim.
![]() |
| Boyle bir seyler. |

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder