21 Ağustos 2012 Salı

Midilli Notlari 1 (orjinal baslik win)


Bu sefer notlar aldim hazirlandim, gittigim yerler hakkinda uc-bes sey olsa da bir seyler yazmaya karar verdim.

Oncelik canim Andrea’mi evlendirdik. Bu konsept bana ne kadar yabanci olsa da (ve hatta daha dun gibi gelen Georgetown gunlerimizde dansedip dinerlarda sabahladigimiz gunlerde olsa da aklim) kendisi coktan Paris’e yerlesmis, is bulmus, bir ev kurmus ve sevgilisiyle yasamaktaydi. Davetini alinca mirin kirin yapmadan, “Allahiim bayik bir aksam bizi bekler” yerine odanin icinde tek kisilik halay cektigim tek dugun bu oldu herhalde bu sene. Cenevre’ye gitmeme bir hafta kaldi ve ben bavulumu bile yapmadim demeden cantami yapip dustum yollara. Yola dustum dediysem gercekten hem dustum hem surundum o yollarda. Isvicre konsoloslugu sagolsun son gunde vizemi cikardigi icin onceden ucak bileti alma imkanim olmadi ne Ayvalik’a ne de Izmir’e (the feribot destinations) Eh bayram havasi da esince memleketimde degil ucak, otobus bileti bile kalmamisti. Bir TAM gun otobus bileti bakarak ve varis saatini feribota denk getirmeye calisarak gecti. En sonunda sinir krizi geciriyordum ki “tamam ben simdi yaticam, yarin sabaha kalktigimda bu is hallolacak” dedim ve uyudum. Gercekten de oyle oldu. Zaten bu tatil/dugun festivitesinde ne istediysem oldu desem yeridir. Yazdikca hatirlaticam bunu da.

Evet, sabah kalktim, gercekten de otobuste yer acilmisti. Biletimi aldim, feribot icin rezervasyonumu yaptirdim ve yollara dustum. Istanbul’dan Ayvalik’a giderken otobus bir anda dolmusa donup her 10 km’de bir durdugu icin 8 saatlik yolculuk oldu nerdeyse 11 saat ve ben dualar esliginde feribotun kalkmasina yarim saat kala otogarda inip limana kostum (ama nasil deli kostum bir bilseniz). Nefes nefese bindigim feribotta “yetistim iste nihoho” diyerek yerlerde yuvarlanirken daha sonra basima gelecekleri nerden bilecektim. Dan dan dan!

Neyse efendi gibi indik, adam gibi arka arkaya sira olmak yerine Turk gibi obek halinde kapiya yanastik bekliyoruz. Adam AB vatandaslarini sadece pasaportlarina bakarak saniyenin onda biri surede iceri buyur ederken, Turk vatandaslari olarak koyun surusu halimizi koruduk. Oldu saat aksam 9 bu arada. Neyse tam sira bana geldi derken ingilizce konusamayan sinir polisi beni icerdeki ofislerine davet etti. Isvicre vizesi schengen sayilsa da oturma iznimi almadan schengen bolgesine giris yapamayacagimi ortamdaki tek ingilizce bilen sinir gorevlisi bayanla bana anlatmaya calisti. Birbirimize el kol hareketleriyle hayalkirikligimizi belirtirken saatin 10 bucuk olmasiyla “parasi neyse veririz” moduma girdim. O da olmadi. Super yavas ve adeta yurdum vatandasini aratmayacak rahatlikta vizemi toplam bir saatte verdiler. Bu sirada ofisi dolastim, haritalara baktim (Yunanistan haritasinin altinda bizans donemine ait sinirlar da belirtiliyor her seferinde bu arada, biz yapsak “e tabi barbar, gorgusuz” muamelesi yeriz). Turladim da turladim 20 metrekare alani. En sonunda gumrukten ciktigimda hava zifiri karanlik olmustu ve ben hem cok actim, hem telefonum calismiyordu, hem kalacagim yer sehir merkezinin cok cok disindaydi ve ennn guzeli bu guzel ada toplu tasimadan hic nasibini almadigi icin ne otobus ne benzeri bir vasita calisiyordu. Gumrukten disari bir adim attim, mis gibi ada havasini icime cektim, sola dogru dondum ve adeta kucuk bir Budapeste’yi andiran manzaraya baktim. Kucucuk ada beni yutamayacagina gore (kucuk adayi gorursun sen) korkulara kapilmadan once bir karnimi doyurayim diyerek en yakin ve sempatik gorunen sahil lokantalarindan birine gittim. Hemen hemen heryer neseli insanlarla doluydu ve televizyonda yunanca altyazili olarak Sila’yi gordukten sonra bana kalan orta boyutta bir margarita pizza soylemek ve ilk defa gordugum yunan birasi olan Fix’i denemekti. Karnim doydukca kendime geldim, ustune Fix’i en az Efes kadar begendigime sasirdim. Dahasi fiyatlar (hem yemek hem alkol) Turkiye’nin oldukca altinda. Yanlis hatirlamiyorsam 8 dilim pizza ve 50 cclik biraya 11 euro verdim ki ikisinden de cok memnun kaldim. Daha sonra minik gobegimle ben, ingilizce bilen tatli bir garson kizin yardimiyla once plazayi sonra taksilerin kalktigi yeri bulduk ve hem dugunun olacagi yer hem de kalacagim minik pansiyonu barindiran Skala Mistegnon’un yolunu tuttum. Bu arada kucuk bir not, aslinda “midilli” yani mytilini sadece adanin merkezi sayilan kasabanin adi. Bizim Midilli dedigimiz adanin adi Lesvos yada Lesbos, Sappho adli Yunan hatun sairin Afrodite yazdigi ask siirlerinden yola cikarak “lesbian” kelimesinden devsirilmis ve yunan alfabesinden latin alfabesine gecerken de lesbos’daki B, V harfine donusmus. Lakin, namina ve adanin neredeyse tamamini gezmeme ragmen hic lezbiyen (tek-cift) gormedim.

Daha adada uyuyup uyanmadan bile amma not almisim arkadas, bakalim devami nasil gelecek bunun. “Gun 1” olarak kayitlara geciyorum yine de. Hadi bakalim, gerisi de gelir insallah.

Feribottan uzayan kameralar falan. inmek icin can atilan anlar.

Manzara guzel simdi 10 puan vermek lazim
Bardaki tek akilli ben miyim. Guzel bira vesselam.

Hiç yorum yok: