Bu sefer notlar
aldim hazirlandim, gittigim yerler hakkinda uc-bes sey olsa da bir seyler
yazmaya karar verdim.
Oncelik canim
Andrea’mi evlendirdik. Bu konsept bana ne kadar yabanci olsa da (ve hatta daha
dun gibi gelen Georgetown gunlerimizde dansedip dinerlarda sabahladigimiz
gunlerde olsa da aklim) kendisi coktan Paris’e yerlesmis, is bulmus, bir ev kurmus ve
sevgilisiyle yasamaktaydi. Davetini alinca mirin kirin yapmadan, “Allahiim
bayik bir aksam bizi bekler” yerine odanin icinde tek kisilik halay cektigim
tek dugun bu oldu herhalde bu sene. Cenevre’ye gitmeme bir hafta kaldi ve ben
bavulumu bile yapmadim demeden cantami yapip dustum yollara. Yola dustum
dediysem gercekten hem dustum hem surundum o yollarda. Isvicre konsoloslugu
sagolsun son gunde vizemi cikardigi icin onceden ucak bileti alma imkanim
olmadi ne Ayvalik’a ne de Izmir’e (the feribot destinations) Eh bayram havasi da esince memleketimde
degil ucak, otobus bileti bile kalmamisti. Bir TAM gun otobus bileti bakarak ve
varis saatini feribota denk getirmeye calisarak gecti. En sonunda sinir krizi
geciriyordum ki “tamam ben simdi yaticam, yarin sabaha kalktigimda bu is
hallolacak” dedim ve uyudum. Gercekten de oyle oldu. Zaten bu tatil/dugun
festivitesinde ne istediysem oldu desem yeridir. Yazdikca hatirlaticam bunu da.
Evet, sabah
kalktim, gercekten de otobuste yer acilmisti. Biletimi aldim, feribot icin
rezervasyonumu yaptirdim ve yollara dustum. Istanbul’dan Ayvalik’a giderken
otobus bir anda dolmusa donup her 10 km’de bir durdugu icin 8 saatlik yolculuk
oldu nerdeyse 11 saat ve ben dualar esliginde feribotun kalkmasina yarim saat
kala otogarda inip limana kostum (ama nasil deli kostum bir bilseniz). Nefes
nefese bindigim feribotta “yetistim iste nihoho” diyerek yerlerde yuvarlanirken
daha sonra basima gelecekleri nerden bilecektim. Dan dan dan!
Neyse efendi
gibi indik, adam gibi arka arkaya sira olmak yerine Turk gibi obek halinde
kapiya yanastik bekliyoruz. Adam AB vatandaslarini sadece pasaportlarina
bakarak saniyenin onda biri surede iceri buyur ederken, Turk vatandaslari olarak koyun surusu halimizi
koruduk. Oldu saat aksam 9 bu arada. Neyse tam sira bana geldi derken ingilizce
konusamayan sinir polisi beni icerdeki ofislerine davet etti. Isvicre vizesi
schengen sayilsa da oturma iznimi almadan schengen bolgesine giris
yapamayacagimi ortamdaki tek ingilizce bilen sinir gorevlisi bayanla bana
anlatmaya calisti. Birbirimize el kol hareketleriyle hayalkirikligimizi
belirtirken saatin 10 bucuk olmasiyla “parasi neyse veririz” moduma girdim. O
da olmadi. Super yavas ve adeta yurdum vatandasini aratmayacak rahatlikta
vizemi toplam bir saatte verdiler. Bu sirada ofisi dolastim, haritalara baktim
(Yunanistan haritasinin altinda bizans donemine ait sinirlar da belirtiliyor her
seferinde bu arada, biz yapsak “e tabi barbar, gorgusuz” muamelesi yeriz). Turladim
da turladim 20 metrekare alani. En sonunda gumrukten ciktigimda hava zifiri
karanlik olmustu ve ben hem cok actim, hem telefonum calismiyordu, hem
kalacagim yer sehir merkezinin cok cok disindaydi ve ennn guzeli bu guzel ada toplu
tasimadan hic nasibini almadigi icin ne otobus ne benzeri bir vasita
calisiyordu. Gumrukten disari bir adim attim, mis gibi ada havasini icime
cektim, sola dogru dondum ve adeta kucuk bir Budapeste’yi andiran manzaraya
baktim. Kucucuk ada beni yutamayacagina gore (kucuk adayi gorursun sen) korkulara kapilmadan once bir
karnimi doyurayim diyerek en yakin ve sempatik gorunen sahil lokantalarindan
birine gittim. Hemen hemen heryer neseli insanlarla doluydu ve televizyonda
yunanca altyazili olarak Sila’yi gordukten sonra bana kalan orta boyutta bir margarita
pizza soylemek ve ilk defa gordugum yunan birasi olan Fix’i denemekti. Karnim
doydukca kendime geldim, ustune Fix’i en az Efes kadar begendigime sasirdim.
Dahasi fiyatlar (hem yemek hem alkol) Turkiye’nin oldukca altinda. Yanlis
hatirlamiyorsam 8 dilim pizza ve 50 cclik biraya 11 euro verdim ki ikisinden de
cok memnun kaldim. Daha sonra minik gobegimle ben, ingilizce bilen tatli bir
garson kizin yardimiyla once plazayi sonra taksilerin kalktigi yeri bulduk ve
hem dugunun olacagi yer hem de kalacagim minik pansiyonu barindiran Skala Mistegnon’un yolunu tuttum. Bu arada kucuk bir not, aslinda “midilli” yani
mytilini sadece adanin merkezi sayilan kasabanin adi. Bizim Midilli dedigimiz
adanin adi Lesvos yada Lesbos, Sappho adli Yunan hatun sairin Afrodite yazdigi
ask siirlerinden yola cikarak “lesbian” kelimesinden devsirilmis ve yunan
alfabesinden latin alfabesine gecerken de lesbos’daki B, V harfine donusmus.
Lakin, namina ve adanin neredeyse tamamini gezmeme ragmen hic lezbiyen (tek-cift)
gormedim.
Daha adada
uyuyup uyanmadan bile amma not almisim arkadas, bakalim devami nasil gelecek
bunun. “Gun 1” olarak kayitlara geciyorum yine de. Hadi bakalim, gerisi de gelir insallah.
| Feribottan uzayan kameralar falan. inmek icin can atilan anlar. |
| Manzara guzel simdi 10 puan vermek lazim |
| Bardaki tek akilli ben miyim. Guzel bira vesselam. |
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder