13 Nisan 2012 Cuma

DID


Icimde bir suru kedi var. “Soz geciremedigim”, “uyumayan”, “en sevdigim”, “cok korkan” , “gececi” bir suru kedi. Degisik cinsleri barindirdigim gibi bir de gecesi gunduzu farkli hepsinin. Ben bile bu aksam ne olacagini bilmiyorum mesela. Beni eglenceli kilan da bu. Ben bilmiyorum, sen de bilmiyorsun. Ayaklarimizi uzatip, kahvelerimiz elimizde los isikta kitap okuyabiliriz butun gece. Evdeki koltugun kosesinden sadece bikac biskuvi almak veya kahvemi isitmak icin kalkabilirim (yavas icerim kahveyi bilirsin. Oyle bir yudumda icilmez kahve. Tadi damadiginda kalacak o cekirdeklerin.) Veya aksamustu sarapla baslayabiliriz icmeye. Sohbet ederiz, birilerini cekistirir, gozlerimiz yasarincaya kadar gulebiliriz. Ordan ben ustumu degistirmeye eve giderim, belki sen de gelirsin. Ya dar pantalon ustune bluz, babet giyerim veya etek ustune bol tshirt. Cok aksesuar kullanmadigimi da bilirsin. Ustumde tasidigim herseyin anisi var. Bakirlari, altin suyuna batirilanlari, parfum siktiginda kararan bozaran takilar almayi sevmiyorum. Bir sey aldin mi kalici olacak. Neyse. Laf karisti yine. Ben ustumu degistiriyorum. Sen benleysen konusmaya devam ediyoruz. Goz makyajimi tazelemem lazim. Makyaj yapmaya gec basladigimdan mi yoksa minyon ebatlarima ragmen hicbir zaman prenses kiz olamamamdan mi bilmiyorum makyaji yuzumde tutmayi beceremem. Cok yapani da sevmem. Kirmizi ruj suren kadinlar var mesela. Merak ederim hep, acaba opmuyorlar midir butun gece kimseyi? Veya dudaklarinin bicimli olmadiklari bu koyu rujla daha cok ortaya cikinca utanmiyorlar midir? Dedigime de bak. Alkol ve karanlikta kimse kimseyi net secemiyor zaten… Cenem dusunce de tam senlik oluyor, her yere gec kaliyorum. Aynen simdi oldugu gibi. Bir de muzik acinca. Ne giysem diye dolabin onune her gectigimde fon muzigim olmazsa olmaz oldugu icin hep bir vapur kaciririm mesela. Dansetmezsem olmaz. Hareket etmem lazim benim. Bugun, o butun gun evde oturdugum gunlerden degil. Dansetmeye cikiyoruz. Hazir sayilirim. Az biraz parfum, al ceketi, cik disari.

Disarisi kalabalik. Koca Istanbul'u da gece geze geze bitirmisim ki gordugum yuzlerin cogu tanidik bir yerlerden. Mekan sahiplerini, cikan djlerini, ortam yapmaya gelmis genc profesyonelleri, boya ablalari, fotografci gay arkadaslarin bir cogunu ilk bakista taniyorum. Icki karistirmamam lazim ama her yerin spesiyali farkli. Bir de shot olayini seviyorum. Hele gece ilerledikce elimde bardakla dansetmek zulum. At 2-3 shot, dunyan donsun. Seviyorum etrafimda secemedigim yuzlere bakmayi, ama en cok da kimseyi gormemeyi. Sagimda solumda sevdigim insanlarin varligini bilirken kendini kaybetmek gibisi yok. Kierkegaard, eve gidecegini biliyorsan, ondan once her yere ugrayabilirsin demis. Sahi, Kierkegaard benim en sevdigim filozoftur, biliyor muydun bunu? Neyse icimdeki diger kedi gerindi heralde ki gecenin ortasinda felsefeye basladim. Demek ki daha cok icmek lazim. Ama yerlerde surunecek kadar degil. Gece, veya sabaha karsi diyelim, eve donerken midye dolma yemeliyim. Yillarca Ankara’da hasretini cektigim bu mereti hemen her gun yiyorum Istanbul’da. Bol limonlu, taze midye dolma… Simdi bile canim cekti. Sen yarim kokorec de yersin ustune, afiyet olsun; doymazsin benim midyelerle zaten. Taksideyken yolu tarif etmeni seviyorum. Veya arkadasimin evine gidiyorsam daha da iyi, o halletsin. Eve gidilir gidilmez yataklara devrilecegimiz icin bunlar guldugumuz son anlar. Sabah olunca icimdeki baska bir kedi uyanacak cunku. Bu sefer gecen defaki gibi sasirmayacaksin. Sabah kral gibi bir kahvalti yapicaz. Taze ekmek, menemen, demli cay mesela. Ordan uzuun bir yuruyus, sonrasinda detox icin bol bol meyve suyu ve su. Halimiz varsa spora, hava guzelse adaya yuzmeye… geceyse belki bir tek raki atariz veya turk kahvelerimizi icip muhabbet ede ede uyuyakaliriz. Ne dersin?

Hiç yorum yok: