4 Kasım 2012 Pazar

montreux

They chain'd us each to a column stone,
And we were three - yet, each alone;
We could not move a single pace,
We could not see each other's face,
But with that pale and livid light
That made us strangers in our sight:
And thus together - yet apart,
Fetter'd in hand, but join'd in heart
 


montreux'de gezerken gercekdisi bir dunyada, hatta biraz truman show misali kartpostalda geziyormusum hissinden hic kurtulamadim. hastanede gecirdigim kisa sure boyunca lord byron'dan en sevdiklerimi bastan okudugum icin artik psikolojik olarak chillon kalesini gormek icin baski altinda hissediyordum. gitmeli, gormeli, hissetmeliydim.

montreux cenevre'den 1 saatten biraz daha fazla bir uzaklikta. yol ustunde kucuk kasabalar var. kasaba derken, yamac boyunca uzanan uzum baglarindan, iki-uc katli birbirinden sempatik evlerden bahsediyorum. dolastikca freddy mercury'den charlie chaplin'e kadar herkesin neden burada kalmak istedigini anladim..burasi cok farkli bir dunya.

trenden indigim yerde sahil boyunca yuruyerek chillon kalesine gittim once. 1000 seneye yakindir ayakta duran tas kuleleri dolasirken zindanda kapali kalanlarin cigliklarini duydugumu sandim. eger okumadiysaniz, ve vaktiniz varsa, lord byron'dan prisoner of chillon siirini yavas yavas okuyun derim. siir uzun ama bir o kadar da etkileyici. Son satirlardaki ironisi ise byron'un yeteginin en guzel kaniti belki de.

isvicre'de gezerken hep yaptigim gibi birkac tane sandvic aldim yanima. cogunu evde en basit marketten alabilecegin seylerden yapilan yemekleri, ve hatta sandvicleri yemek disarida oldukca pahalli. ben butcemi genelde sandvici evden getir, saraba para ver kafasindan yaptigim icin, montreux'de franklar yine kucuk sise saraplara akti. bol bol yurudum, okudum, gorduklerimin dinlendiriciligini ruhuma asilamaya calistim.

aksamustu trene binip donus yoluna gecmisken birden kafama esti ve aradaki kasabalardan birinde indim. adi cully (kuyi diye okunuyor). tepelere tirmanip uzum baglarinin arasinda dolasip birkac salkim kopardim, ve hayatimdaki en guzel uzumu yedim sanirim. bag bozumu bittigi icin kasaba bostu. sessiz sokaklarda dolastim, gol kenarina oturup butun heybetiyle karsimda duran alplere baktim. temiz havayi cigerlerime doldurdum.

sanirim hayattaki en dandik olaylara inat yapilabilecek en iyi sey gezmek, daha cok gezmek, okumak, dokunmak, yeni seyler hissetmek ve guzel insanlarla guzel yemekler yemek. maddeden uzak, dogaya yakin.

 




 


 
 









3 yorum:

Dilcun D. dedi ki...

fotoğraflara bayıldım. o kara gözlü kuş da ben mi olsam acaba?

Npuella dedi ki...

hahah cok komik diil mi ama kus..

merlin dedi ki...

mukkemmele cok yakin bir yermis.