Dun dort dersimin iki hocasiyla tanisip, konusup, dersler
hakkinda bilgi alip, herkesi taniyip adlarini teker teker unuttuktan sonra eve
donerken trafik tikandi. Evet Cenevre’de trafik var. 10 dakika bekledikten
sonra uyuz uyuz oturmak yerine caddenin ortasinda otobusten inip hizlica
yurumeye basladim. Hava serin ama soguk degil, yagmur yagiyor hafiften. Herkes
isten cikmis, bir kismi supermarketler kapanmadan gunluk alisverisini yapma
telasinda, takim elbiseli beyler herzamankinden daha dik, tek elleri ceplerinde
hizla yuruyorlar, kadinlar tiktiktiktik orta yukseklikte topuklularla bir
yerlere yetismeye calisiyorlar. Benim acelem yok, karnim ac ama kafamdaki
dusuncelerden midemi duyacak halim yok. Yorgunum. Kafam cok dolu aslinda.
Yurumek beni dinclestiriyor. Hava temiz, magazalar rengarenk,piril piril.
Vaktim olsa bir yere oturup sadece gozlemlemek isterdim insanlari. Buraya
gelince farkettim ki, cok dusunen insan az konusuyor. Sinifta da, sokakta da,
belki sadece en yakin arkadasiyla, o da cok lazim oldugu icin.
Cok sey yapmak istiyorum. Diger yandan cogu zaman yaptigim
gibi fazla hevesli olarak her yukun altina girip zamanla elimde havaya atip
cevirdigim top sayisini kontrol edememekten korkuyorum. Birkaci muhakkak
kiriliyor cunku, ve benim basarisizliga toleransim hala cok dusuk. Simdiden
almam gereken ders yukunun iki katini aldim zaten, niyeyse. Vazgecemiyorum
derslerden. “Bunun konusu cok zevkliymis” diye salyalaniyorum, bir donemde
almam gerekmeyen dersleri yukleniyorum. Bir ders var mesela “Garrison State”
(Garnizon devlet diye cevireyim) yani almazsam olmaz. Devletlerin zamanla kendi
vatandaslarina uyguladiklari ve normallestirdikleri otoriteryen yonetimden
bahsedip askeriyenin ulkeyi dis gucleri korumak yerine insanlari hizada tutmak
amacli gelistiginden ve nicesinden bahsediyor. Konuyu okuyunca bile guvenlik
temasi uzerinde calisan cogu insanin kendinden gectigini biliyorum. Bilmiyorum
nasil olacak.
Neyse, yuruyerek eve geldim, yesil fasulye yemegi yapmak
icin hazirliga basladim, ki saat olmus aksam sekiz. Bir yandan fasulyelerin
uclarini aliyorum diger yandan bu ay foreign policy’de bir makale kaleme almis
hocamin ne dedigini anlamaya calisiyorum. Terorle mucadele okurken soganlari
yagda ceviriyorum falan. Bir an gulsem mi, oturup onumuzdeki senelerin nasil
gececegini dusunerek dertlensem mi bilemedim. Tepki vermemeye karar verdim. Bu
aralar en buyuk protestom bu zaten, tepkisizlik. Bunu da kismen hayatima giren
erkeklerden ogrenmis olabilirim. Banane diyorum. Ben yapacagimi yapmisim,
gerisine bakariz. Hic benlik degil bu kafa ama demek ki ihtiyacim var. Yoksa
hem maddi olarak ayakta durmaya calistigim, hem manevi olarak kendimi izole
hissettigim bir donemde her kafama takilani dusunsem isin icinden cikamam. Ben
de hic bulasmiyorum.
Kizarkadaslarimla bol bol konusup, okuyabildigim herseyi
okuyorum. Sikca nefesimi tutup birakiyor, uzun yuruyuslere cikiyorum. Bazen cok
mutluyum. Hakikaten. Cok hafif hissediyorum kendimi. Yemek yerken, birseyler
okurken, kendimi verimli hissederken birilerinin kimle, nerede, ne yapiyor
oldugunu dusunmedigim icin digerlerinin tam olarak da ne yaptigini bildigim
icin sukrediyorum. Insan huzurlu oldukca devam etmek istiyor cunku. Daha
anlatacak cok sey var aslinda ama simdi izninizle okula uzuyorum. Ve ben dahil,
herkes duruma gulse de, kazik kadar olmama ragmen okulun ilk gunlerinde hala
cok heyecanlaniyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder