19 Eylül 2012 Çarşamba

Doktora, selam



Dun dort dersimin iki hocasiyla tanisip, konusup, dersler hakkinda bilgi alip, herkesi taniyip adlarini teker teker unuttuktan sonra eve donerken trafik tikandi. Evet Cenevre’de trafik var. 10 dakika bekledikten sonra uyuz uyuz oturmak yerine caddenin ortasinda otobusten inip hizlica yurumeye basladim. Hava serin ama soguk degil, yagmur yagiyor hafiften. Herkes isten cikmis, bir kismi supermarketler kapanmadan gunluk alisverisini yapma telasinda, takim elbiseli beyler herzamankinden daha dik, tek elleri ceplerinde hizla yuruyorlar, kadinlar tiktiktiktik orta yukseklikte topuklularla bir yerlere yetismeye calisiyorlar. Benim acelem yok, karnim ac ama kafamdaki dusuncelerden midemi duyacak halim yok. Yorgunum. Kafam cok dolu aslinda. Yurumek beni dinclestiriyor. Hava temiz, magazalar rengarenk,piril piril. Vaktim olsa bir yere oturup sadece gozlemlemek isterdim insanlari. Buraya gelince farkettim ki, cok dusunen insan az konusuyor. Sinifta da, sokakta da, belki sadece en yakin arkadasiyla, o da cok lazim oldugu icin.

Cok sey yapmak istiyorum. Diger yandan cogu zaman yaptigim gibi fazla hevesli olarak her yukun altina girip zamanla elimde havaya atip cevirdigim top sayisini kontrol edememekten korkuyorum. Birkaci muhakkak kiriliyor cunku, ve benim basarisizliga toleransim hala cok dusuk. Simdiden almam gereken ders yukunun iki katini aldim zaten, niyeyse. Vazgecemiyorum derslerden. “Bunun konusu cok zevkliymis” diye salyalaniyorum, bir donemde almam gerekmeyen dersleri yukleniyorum. Bir ders var mesela “Garrison State” (Garnizon devlet diye cevireyim) yani almazsam olmaz. Devletlerin zamanla kendi vatandaslarina uyguladiklari ve normallestirdikleri otoriteryen yonetimden bahsedip askeriyenin ulkeyi dis gucleri korumak yerine insanlari hizada tutmak amacli gelistiginden ve nicesinden bahsediyor. Konuyu okuyunca bile guvenlik temasi uzerinde calisan cogu insanin kendinden gectigini biliyorum. Bilmiyorum nasil olacak.

Neyse, yuruyerek eve geldim, yesil fasulye yemegi yapmak icin hazirliga basladim, ki saat olmus aksam sekiz. Bir yandan fasulyelerin uclarini aliyorum diger yandan bu ay foreign policy’de bir makale kaleme almis hocamin ne dedigini anlamaya calisiyorum. Terorle mucadele okurken soganlari yagda ceviriyorum falan. Bir an gulsem mi, oturup onumuzdeki senelerin nasil gececegini dusunerek dertlensem mi bilemedim. Tepki vermemeye karar verdim. Bu aralar en buyuk protestom bu zaten, tepkisizlik. Bunu da kismen hayatima giren erkeklerden ogrenmis olabilirim. Banane diyorum. Ben yapacagimi yapmisim, gerisine bakariz. Hic benlik degil bu kafa ama demek ki ihtiyacim var. Yoksa hem maddi olarak ayakta durmaya calistigim, hem manevi olarak kendimi izole hissettigim bir donemde her kafama takilani dusunsem isin icinden cikamam. Ben de hic bulasmiyorum.

Kizarkadaslarimla bol bol konusup, okuyabildigim herseyi okuyorum. Sikca nefesimi tutup birakiyor, uzun yuruyuslere cikiyorum. Bazen cok mutluyum. Hakikaten. Cok hafif hissediyorum kendimi. Yemek yerken, birseyler okurken, kendimi verimli hissederken birilerinin kimle, nerede, ne yapiyor oldugunu dusunmedigim icin digerlerinin tam olarak da ne yaptigini bildigim icin sukrediyorum. Insan huzurlu oldukca devam etmek istiyor cunku. Daha anlatacak cok sey var aslinda ama simdi izninizle okula uzuyorum. Ve ben dahil, herkes duruma gulse de, kazik kadar olmama ragmen okulun ilk gunlerinde hala cok heyecanlaniyorum.

Hiç yorum yok: