21 Mart 2012 Çarşamba

25lik







Su an oyle kizginim ki cocuk gibi perdelere asilip onlari yere indiresim, gectigim her yerden elimle cam vazolari sakince deviresim var. Onun yerine kulakliklarimi takip dunyanin gurultusunu blok ettim. “Don’t care about what they say, who cares what cowards think anyway” diyor uzaktan biri. Hakli.

Su ana kadar dikbasliligimdan, inadimdan nasil cektim anlatamam. Bunu garip bir gururla soyledigime bakmayin, magrur yuzumun altinda gostermeyecegim bir dolu yara var. Neyse onlardan bahsetmeye gerek yok simdi aslinda. En son yazdigimdan beri oyle guzel seyler yasadim ki, sirf unutmamak icin yaziyorum. Birgun hafizam beni yari yolda birakirsa buraya bakip gulumsemek icin.

Almodovar’da kalmistik sanirim. Almodovar(Skin I live in) izlerken burusan yuzlerimize ragmen 3 sise sarabi devirip ciktik o gece evden. Kucuk Otto’da oldukca gec bir saate kadar dansettikten sonra gozlerimizi bogaz manzarasina karsi acip karanlik, bulutlu havayla melankolinin en tatli deminde firindan yeni cikmis pogacalarimizla cayimizi icip disari attik yine kendimizi. Cuma once kalabalik bir grupla evde yemek-sarap Yalan Dunya esliginde kahkahalar, sonra Flavio’dan baslayip neredeyse heryere ugrayip sabaha dogru midye dolmalari yuvarladigimiz gece olarak kaldi aklimda, hafizamin zayifligini hosgorun. Sadece gozlerimi Scrubs’tan JD gibi sag yukari koseye odaklayip yasananlari dusundukce kikirdiyorum diyelim.

Simdi gozlerimi tekrar actigimda Dodo’dayim. Evinde bana aksam yemegi hazirlamis, otururken ona olanlari anlatiyorum, evi yine mis gibi kokuyor. Sohbet, muhabbet derken geceyarisini buluyor saatler ve hop yataga (cunku kizimizin sabah dersi var) ve tadaa ertesi sabah ders iptal oluyor, haydi Van Kahvaltisina deyip Cihangir’e dogru taksiye atliyoruz. Karinlar doyup yuzler gulerken ayaklarimiz pitir pitir asagi meylediyor ve bu sefer Karabatak’da kahve iciyoruz, Karakoy yine cok guzel.

Ertesi gun Bakirkoy’deyim bu sefer Ekin’le sahlep iciyorum, sac kesiminin guzelligine takilirken gozlerim Isvicre hakkinda yaklasik 400 soru soruyorum kendisine, hic sikilmadan, sabirla cevap veriyor her birine. (Gozleri ac kapa) Pazar olmus. Tamirane’deyiz. Hava soguk, nefes nefese yetisiyoruz servise Taksim’den. Dodo, Methkorr ve Dogan var masada. Atisarak konusuyoruz cogu zaman, Jazz mi dinliyoruz dedikodu mu yapiyoruz belli degil. Kahvalti bitince Tamirane’den kalkip Cihangir’e gidiyoruz, bu sefer iki kisi. Konus konus, gul gul. Zaman gecsin su gibi.

Carsamba, Supernova’yi izliyoruz Dodo’yla, begenimizi tiyatro cikisi bitki cayi uzerinden tartisiyoruz. Ertesi sabah ise ozel birilerini gorme zamani, hava soguk ama dogumgunum geliyor, heyecanimla bastiriyorum lapa lapa yagan kari. Persembe guzel geciyor, aksamini Dodo’nun evinde pijamalarla Besiktas macini tek basima izleyerek geciriyorum (koca mode on). Ertesi gunse pre-dogumgunu. En sevdiklerimle toplaniyoruz Café de Paris’de (Amerika’ya 2, Ankara’ya 1 kayip veriyorum). Masanin ortasindaki isik huzmesi gozlerimi aliyor. Hayat parliyor bir anda. Isilti sonunce masadaki yuzler belirginlesiyor. Sansli oldugumu hatirlatiyorum kendime. Cok sansli. Alinan alkolun, karistirilan sarap ve votkanin etkisiyle o gece les gibi uyunuyor haliyle. Sabahi biraz muglak, hafif basagrili.

Cumartesi Is-Sanat’ta uzun zamandir beklenen Alison Balsom var. Derbiye denk gelmesi ise sinir bozucu. Gidiyoruz yine de. Hardal rengi mini etegimin altina tam kontrast mor babetlerimi giyiyorum. En renkli, en genc biziz. Yanimizdaki cift Fenerli. Butun konser mac istihbarati paylasiyoruz fisir fisir. Kavga cikmiyor. (Gozleri kapa yine hoop simdi Pazar gunundeyiz)

Bugun asil dogumgunum! Guzel havayi, acan gunesi kendime hediye sayiyorum. Hisar’a gidiyoruz kahvaltiya. Dodo kus damliyor yanimiza, once besleniyoruz sonra yuruyoruz, muhabbet ediyoruz, guluyoruz, fotograf cekiyoruz. Yilin ilk dondurmasini yiyorum. Kavunlu. Bebek’te Dodo’nun bizi biraktigi yerden Nisantasi’na gidip film festivali icin biletlerimizi aliyoruz. Bir kahve icip eve donuyoruz. Gunlerdir yurumekten, dolasmaktan ayaklarim bitkin, konusmaktan sesim kisilmis.

Oyle guzel zaman gecirmisim ki bunlari Ankara’dan yazmak bile canimi sikmiyor su an. Kizginligimsa gecti. Kendi gucume cok inaniyorum bazen. Gereginden cok belki de. Yada dustugumde elimden tutacaklar cok saglam. Belki de ondan. Ama butun bir hafta “bana” soylenenin aksine, onlar “iyi ki varlar”. Yada Dodo’nun hep dedigi gibi “Arkadaslar hepsinden iyidir”.

p.s.: Dinlemeden gecmeyin. Dogumgunumun hatrina, aa.

1 yorum:

Dilcun D. dedi ki...

:) 25 mi olduk? haaadi canim!

Kucuk catal seni!