29 Şubat 2012 Çarşamba

Kucuk kara balik


Bugun uzun zaman sonra oturup hickira hickira agladim. Yasadiklarima, yasayamadiklarima, yasama sansimin olmayacagi seylere, yapacagim secimlere, birakacagim insanlara veya hicbir seye agladim. Cok aglayinca nefessiz kalir insan bazen. Gozyaslari akmaz da derin derin ic ceker sadece. Iste sonra sakinlesip koltugun kosesine yuvalanmak isterken oturmamla kalkmam bir oldu. Tam “hangi gerizekali bunu koltugun arasina atmis” diye cilginca naralar atacaktim ki elime gelen seyin kucuk kirmizi gulen bir yuzlu bir tarak oldugunu gordum. Kendisi bana bundan neredeyse bir sene once Dilcun Hanim tarafindan alinmisti, Karinca’dan. Bir anda kendimi Tunel’in onunde onu beklerken buldum. Hava yine soguktu.

Cok sevdigi insanlari bir turlu anlatamaz insan. Hep eksik kalir, yanlis anlatirim korkusu vardir. Murathan Mungan’in babasini anlatmasi olumunden sonra on yila askin vaktini almis mesela. Ama bir oku, dagilirsin. Oyle guzel, oyle huzunlu. Bende de bir nevi o stres var aslinda iste. Tam olsun istiyorum. Herkes onu benim kadar tanisin diye belki. Bunun imkansizligini da biliyorum aslinda. Cogu insan gorebilir duygularini kah yuzundeki mimiklerden kahsa hayal odasinda oynadigi sayisiz oyundan. Goremedikleri sey ise derinliktir. Sizin gordugunuzu sandiginiz sey var ya, o cigdaki kartanesi kadar diyelim. Dilcun hanim biriktirir. Ani biriktirir, ask biriktirir, gittigi filmin kuponunu, eski fotograflari, hayallerini, kirginliklari hep biriktirir. Sen goremezsin ama hazinesi genistir bu yuzden. Ben bile sahsen bu arsivin 10da 1ini gormus olabilirim. Sandigindan daha zengindir yani. Olani paylasir, olmayani yaratmak icin insanustu caba sarfeder. Bazen annem, bazen cocugum olur. Beni elimden tutup yerden kaldirmisligi cok oldugu gibi, bazen hayata “yeter artik ben oynamiyorum” diye isyan edip gozyaslarini avuclarinda biriktirdigine de sahidim. O aglarsa ben aglarim. O mutluysa herkesi mutlu edecek kadar yogun bir enerji sacar zaten. Simdi geriye donup baktigimda gecen Ocak’ta Istanbul’a tasindigimdan beri yasadigim herseyde var kendisi. Su an bildigim ve herkese “burasi benim kucuk sirrim” diyebilecegim hemen heryeri o gostermistir bana aslinda. Oyle sihirli bir yani da var. Dokundugu insani guzellestirir. Bir tek kendi guzelliginin farkinda degildir, o ayri. Bunu ona kanitlamak icin kendisine modellik ajansindan bir teklif bile gelmesine ragmen o burnunun dikine gidip istedigine inanir genelde. Tahminim o ki, bu kadar iyi ozelligi olup farkinda olmadan gosterdigi mutevazilik o kadar insani bu kizin etrafinda toplayan.

Hep derim ona “en cok seni kendime benzetiyorum” diye. Acikcasi kendimi cogu zaman cekilmez buldugum her ne kadar dogru olsa da kendimi kelimelere bogmadan beni anlayabilecek bir dost buldugum icin de tarifsiz derecede sansliyim. Istanbul’un bana en guzel hediyesi bu kiz cocugu oldu. Sirdasim, dostum, ama en cok da oyun arkadasim. En buyuk karanliklari ufacik bir isikla aydinlatacak guce sahip oldugunu dusundugum dostum, iyi ki dogmussun. Seni cok seviyorum.

Cok.

0 yorum: